Hastalık belirtileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hastalık belirtileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4/01/2012

Pko (Polikistik over ) Belirtileri nelerdir?

PKO'dan şüphelenilmesini sağlayacak en önemli iki belirti kadında gecikmelerle seyreden bir adet düzensizliği ve normaldışı bir tüylenmenin olmasıdır.


Tüylenme "yarım kalan foliküllerden" testosteron ve diğer "erkeklik" hormonlarının fazla miktarlarda üretilmesine bağlıdır.


PKO'lu kadınlarda tüylenme en sık erkeklerde sakal çıkan bölgelerde olur. Daha ileri durumlarda normaldışı tüylenme göğüsler arasında, göğüs uçlarında, göbekte olabilir. Tüylenme hiç ortaya çıkmayabileceği gibi (bu oldukça enderdir, tüylenme PKO'nun "olmazsa olmaz" bir belirtisi kabul edilebilir), yüzde çenede, boyunda, göğüs uçlarında, göğüs arasında, bacakların iç kısımlarında estetik problemlere yol açacak kadar aşırı miktarlarda olabilir.
Androjen (erkeklik) hormonların etkisiyle ortaya çıkan bu tüylenme dışında, yine bu hormonların etkisiyle hassas ciltte akne (sivilceler) ortaya çıkabilir.
PKO bir yumurtlama bozukluğu olduğundan sendromun diğer bir önemli belirtisi de adet düzensizliğidir. Bir kadının yılda bir veya iki kez gecikmeli adet görmesi normal kabul edilirken adet gecikmelerinin sık olması bir yumurtlama bozukluğuna işaret edebileceğinden muhtemel bir PKO açısından inceleme gerekir.


Yumurtlama olmadığından rahim iç tabakası progesteron hormonunun etkilerinden yoksun kalır ve bu yüzden yalnızca östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Kalınlaşma belli bir aşamaya geldiğinde tabakanın kan dolaşımı yetersiz kalır ve östrojen hormonu da tabakayı desteklemekte yetersiz hale gelir. Bu durumda genellikle gecikmeli bir süre sonunda kalınlaşan tabaka genellikle normalden fazla bir kanamayla birlikte dökülmeye başlar.


Ender durumlarda PKO'lu bir kadın düzenli olarak adet görebilmesine karşın, genellikle 35 günün üzerinde ve düzensiz aralıklarla adet kanaması görülür.


Yumurtlama olmaması, adet düzensizliğinin yanı sıra gebe kalamama, veya "zor gebe kalma" sorununa da neden olur.


Bazı durumlarda PKO, tekrarlayan düşüklere neden olabilmektedir.


"Şişmanlık" PKO'lu kadınların yarısında vardır. Şişmanlığın hastalığın tam olarak neresinde bulunduğu, yani hastalığı kolaylaştırıcı bir etken mi olduğu veya hastalığın sonucu mu olduğu halen tartışmalıdır.
Devamını Okumak için Tıklayın

Gastrit nedir? Gastrit belirtileri,tedavisi

Kronik gastrit nedir?kimlerde görülür?



GASTRİT NEDİR?
Gastrit midenin iç yüzünde bulunan mukoza tabakasının iltihaplanmasıdır. Erişkinlerde ileri yaşlarda olmak üzere tüm toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla kronik (müzmin) gastrit görülür. 
Ülsere göre daha yüzeysel bir hasar vardır. Fakat daha derinlere geçebilir ve ülser oluşturacak şekilde aşındırma yapabilir. Gastrit, çoğunlukla bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşur. Yoğun antibiyotik tedavisi sonucu başarılı bir tedavi gerçekleştirilir.
Toplumda sık rastlanan bir mide rahatsızlığıdır. Belirti vermeden de görülebilen bir hastalık olduğundan yaklaşık her iki yetişkinden birinde gastrit vardır.


GASTRİTİN NEDENLERİ
Şimdiye kadar bilinenler en önemli faktörlerin arasında, kronik H. pylori enfeksiyonu dikkat çekmektedir. Bütün dünyada bu bakteriye rastlanır. Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek enfeksiyon oranına sahip hastalık yapan bir bakteridir. Amerikalı yetişkinlerin yüzde 50‘sinde görülmektedir. Yalnız bu bakterinin, çocukluk döneminde alındığı ve vücutta yıllar boyunca barındığı düşünülmektedir. 
Beslenme alışkanlığı, gastrit oluşumunda önemli bir faktördür. Kötü beslenme, alkol kullanımı, doğrudan mide yüzeyini tahriş ederek gastrite neden olabilir.
Sigara kullanmak, mide üzerinde etkili olan siniri uyararak asit salgısını arttırır. Fazla asit gastrite sebep olur.
Gastrite sebep olan önemli faktörlerden biri de strestir. Stresli kişilerde asit fazla salgılanır. Gastrite yakalanma riski artar. 
Bazı ilaçlar mideyi tahrip edebilir. Aspirin gibi asidik ilaçlar, romatizma ilaçları olarak kullanılan ağrı kesiciler, mideye zarar verir. Ayrıca böbrek ve karaciğer yetmezliği, solunum güçlüğü gibni rahatsızlıklar sonucu gastrit gelişebilir.


GASTRİTİN BELİRTİLERİ
Gastrit aniden oluşan, akut ve sürekli kronik olmak üzere ikiye ayrılır. 
Kronik gastrit, genelde çok az belirti verir ya da belirti vermeden seyreder. Uzun süren mide iltihabı vardır. Karnın üst tarafında ağrı, mide bulantısı, kusma meydana gelebilir. Geğirti, iştah azalması, şişkinlik görülebilir. 
Akut gastritte, midede yanma, basınç ve ağrı görülür. Hasta, aç karnına ağrının arttığını belirtebilir. Bulantı ve kusma, kronik gastritte olduğu gibi akut gastritte de vardır. İlaç ve alkol, mide yüzeyinde yaraya neden olur. Bu yaraların kanaması sonucu, mide asidi kanla karışabilir ve kusarken koyu renk bir kan gelir. Yine akut gastritin ağırlaştığı durumlarda dışkı siyahlaşır.


GASTRİT TANISI NASIL KONUR?
Öncelikle, bir gastroenterologa ya da dahiliye uzmanına başvurmanız gereklidir. Hastalığın tanısını koymak için, hastanın öyküsünü dinlemek yeterli olabilir. Özellikle gençlerde, ilaç tedavisi ile mide asidi azaltılmaya çalışılır. 
Kırk yaşını geçmiş kişilerde, teşhis koymak için endoskopi yöntemi uygulanır. Hastanın midesine, ucunda kamera olan ince bir boruyla girilir. Tv gibi bir ekrandan, doktor hastanın midesini görür ve midede sorun varsa teşhisi koyabilir. Etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Dil kökü ve küçük dil, spreyle uyuşturulur. Böylece hastanın midesi bulanmaz ve endoskopi yapmak kolaylaşır. Gerekirse tanı için hastadan parça alınır ve mikroskopik olarak incelenir.


GASTRİTİN TEDAVİSİ
Öncelikle şunu bilmek gerekir; gastrit, daha kötü sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğundan mutlaka tedavi edilmelidir. Daha sonra eğer, gastritin sebepleri arasında bakteri yoksa tedavide, mide asidini azaltıcı ya da asidin etkisini yok edici ilaçlar hastaya verilir. Bu ilaç tedavisiyle birlikte, diyet tedavisi uygulanır. Midenin yüzeyini tahrip etmeyecek yiyeceklerle beslenmek gerekir. Eğer hasta, sigara ya da alkol kullanıyorsa, bunların bırakılması şarttır. 
Gereksiz ilaç kullanımı, ağrı kesiciler, aspirin gibi ilaçlar mide asidini arttırır. Hastaya, bu ilaçları kullanmaması tavsiye edilir. 
Son yıllarda, gastritin nedenleri arasında H. Pylori adındaki bakterinin olduğu bilinmekte ve bu yüzden bu tedavilerin yanında, bakterileri yok edici antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. 


MİDE RAHATSIZLIKLARINDAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?
Doktorlar, az ama sık yemek yemenin daha faydalı olduğunu düşünüyorlar. Fazla yemek yemek, midede yanma hissini arttırır. Mide yedikçe genişleyen bir organdır. Ayrıca, geceleri yemek yerseniz, mide gece boyunca çalışmaya devam eder ve yorulur. Sindirimin gerçekleşmesi için en az 3 saat gerekir. Bu yüzden uyku ve yemek arasında en az bu kadar süre olmasına dikkat edin.
Lokmalarınızın küçük olması, sindirimi kolaylaştırır ve midenin ağırlık hissini azaltır. Çiğnemeden besinleri yutmak sindirimi de zorlaştırır ve şişkinliğe sebep olur.
Çok sıcak ya da çok soğuk besinlerle beslenmek, ayakta ya da hızlı yemek mideye zarar verir. Ilık besinler tercih edilmeli ve yemeğe daha fazla vakit ayırılmalıdır.
Yemekten hemen sonra ağır egzersiz yapmak ya da uzanmak mide sıvısının, yemek borusuna çıkmasına neden olur. Mide sıvısı da asidik olduğundan yemek borusunda hasara neden olabilir.


HANGİ BESİNLER MİDEYE ZARAR VERİR?
Kafeinli içecekler ( kahve, kola, çay ) mideye zarar verir.
Asitli içecekleri, ki portakal suyu da buna dahil, midesi hassas olanların içerken dikkat etmeleri gerekir. Gerekirse bir miktar su katılmalıdır.
Yağlı yiyecekler, (örneğin kızartma) mideyi çok yorar. Hazmetmesi zordur. Çok fazla yememeye özen gösterilmelidir. Ayrıca, soğan da mide asidini arttıran bir besindir. Mide rahatsızlığı olanların fazla yememesi gerekir. Gastritli hastalara, çikolata yemesi pek tavsiye edilmez. Çünkü, çikolatada yağ ve kafein miktarı fazladır. Bunların dışında, alkol kullanmak (özellikle aç karnına) mide yanmasına neden olur.
Devamını Okumak için Tıklayın

3/31/2012

Behçet Hastalığı nedir? Nasıl anlaşılır? belirtileri,tedavisi,Bulaşıcı mıdır?

Behçet Hastalığı nedir? Kimlerde görülür? Bulaşır mı? Belirtileri ve tedavisi



BEHÇET HASTALIĞI
İlk olarak 1937 yılında Türk doktor Hulusi Behçet tarafından tanımlanan bu hastalık; vücudun bazı bölgelerinde iltihaplanma şeklinde kendini belli eden müzmin ve kesin tedavisi olmayan bir rahatsızlıktır. Belirtilerini ilk kez Hulusi Behçet tanımladığından onun soyadı ile adlandırılır. 
Vücudun her yerini etkileyebilen bir hastalıktır. Başta ağız ve kasık bölgesinde “aft” adı verilen yaralar olmak üzere; eklemlerde, göz, beyin, kalp damarlarında tekrarlayan iltihaba neden olur. Behçetin belirtileri, ataklar şeklinde ve farklı organlarda görülür. Bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalıktır.
Behçet, bulaşıcı bir hastalık değildir. 


BEHÇET HASTALIĞI KİMLERDE GÖRÜLÜR?
Behçet hastalığı çoğunlukla 20-40 yaş arasında ortaya çıkmakla birlikte; akdeniz, ortadoğu ve uzakdoğu ülkelerinde daha fazla görülür. Özellikle bizim ülkemizde yaklaşık her 300 kişiden birinde bu hastalık vardır. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara nazaran biraz daha fazladır. Bu hastalık ipek yolu üzerindeki ülkelerde daha çok görüldüğü için ipek yolu hastalığı da denir. 


BEHÇET HASTALIĞININ NEDENLERİ
Günümüzde behçet hastalığının nedeni ya da nedenleri bilinmemektedir. Yalnız bazı mikropların ve kalıtsal faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında neden olduğu düşünülmektedir. Bu kalıtsal faktörler arasında bazı genleri taşımanın bu hastalığa eğilimi arttırdığı düşünülmektedir. Ağız bölgesine yerleşen bazı mikroplarla, uçuk virüsünün bu hastalıkta etkili olduğundan şüpheleniliyor. Bu mikropların iltihaba neden olduğu için hastalığın bulgularının görülmesine sebep olmaktadırlar. Fakat henüz bu faktörler kesin olarak ispatlanamamıştır.


BEHÇET HASTALIĞININ BELİRTİLERİ
Behçette, her hastada aynı bulgular gözlenmez. Şiddeti ve belirtileri her hastada farklı olsada hastanın bazı şikayetleri, bu hastalığın belirtileri olarak kabul edilmektedir.
Ağızda çıkan yaralar behçet hastalarının çok büyük bir kısmında görülmektedir. Hastalığın ilk habercisi olarak kabul edilir ve diğer bulgulardan önce görülür. Tekrarlama zamanı farklıdır. İyileştiğinde iz bırakmaz. Bu yaralara aft yaraları denir.
Genital bölgede de yaralar ortaya çıkar. Sivilce şeklinde ortaya çıkan bu kırmızı yaralar daha kötü bir hal alır. Ağız yaralarının aksine iyileştiğinde iz bırakırlar. 
Behçet hastalığı gözdeki damarlarda iltihaplanmaya neden olur. Hastaların yarısında görülür. Gözde kanlanma, bulanık görme ve hatta görme kaybıyla kendini belli eder. Her iki gözü birden etkileyebilir.
Ayrıca deride yaralar görülür. Bunlar kasık bölgesinde, yüzde, sırtta iltihaplı ve etrafı kırmızı, sert şekildedir. Bacaklarda görülenler daha koyudur ve iyileşince koyu bir iz bırakırlar.
Eklemlerde ağrı ve iltihaba neden olur. Diz, ayak ve el bileğinde, dirsekte şişlik görülür. 
Bunlardan başka kan damarlarında iltihap oluşur. Beyin damarlarında olursa şiddetli baş ağrısı yapar. İltihap sonucu tıkanan damarda kanama görülebilir. Tehlikeli bir durumdur. Bacaklarda görülen tıkanıklık sonucu da şişlik ve ağrı meydana gelir. Akciğerde ve böbrekteki iltihaplanmalar sonucu ciddi sağlık sorunları görülür. 


BEHÇET HASTALIĞININ TANISI NASIL KONUR?
Behçet hastalığının tanısında “paterji” testi kullanılır. Deri altına bir madde enjekte edilir ve 2 gün içinde iltihaplanma olup olmadığına bakılır. Test pozitif çıkarsa tanı koymaya “yardımcıdır”. Fakat bu testin pozitif çıkması tanı koymak için yeterli değildir. Bundan başka behçet hastalığı tanısı için bir yöntem yoktur. Hastanın şikayeleri ve görülen belirtiler ile tanı konur. Fakat diğer hastalıkların olmadığından emin olmak için kan testleri yapılır. Bazı durumlarda testler normaldir fakat hastada görülen bulgular şiddetlidir. 


BEHÇET HASTALIĞININ TEDAVİSİ
Behçet hastalığında tedavi hastalığı tamamen ortadan kaldırmak yerine hastanın şikayetlerini azaltmaya yöneliktir. Çünkü bu hastalığın tedavisi henüz yoktur. Tedavi şekli, belirtilerin görüldüğü organa göre değişir.
Bulguları ortadan kaldırmak için ilaç tedavisi uygulanır. Kolsişin, kortikosteroid ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar iltihapların çoğalmasını engelleyicidir. Bu ilaçlar, hastalığın beliritlerinin tekrarlamamasını sağlar. Tedavi edici değildir.
Tedavisi uzun süren bir hastalıktır ve bu yüzden düzenli kan tetkikleri, göz muayenesi yapılarak, hastalığa neden olan durumlar araştırılabilir ve buna göre tedaviye yön verilir.
Behçet hastalığı düzenli ilaç kullanımı sayesinde kontrol altına alınabilir. Fakat kesinlikle doktor kontrolünde yapılmalıdır.
Devamını Okumak için Tıklayın

Kızamık nedir? Kızamık belirtileri,Tedavisi,Kızamık bulaşıcı mıdır?

Kızamık bulaşır mı? Nasıl geçer? Kızamık belirtileri nelerdir?


KIZAMIK


İlkbaharda ve kışın son döneminde ortaya çıkan, virüsün neden olduğu, ateş ve deride döküntülerle kendini gösteren, bulaşıcı bir hastalıktır. 
Kızamık, hastanın iş ya da okul hayatına engel olur. Kişi, kendini oldukça yorgun hisseder ve ateşi yükselir. Tehlikeli bir hastalık olan kızamık, bazı yan etkiler sonucu başka rahatsızlıklara (ishal, akciğerde, gırtlakta, orta kulakta iltihap) yol açar. Bu hastalıkların görülme sıklığı ortalama %10 civarındadır.
Kızamık, hamilelerde, bebeklerde tehlikelidir. Ayrıca bu hastalık, ölüme bile sebep olabilir. Aşının kullanılmadığı bölgelerde salgın görülebilir.


KIZAMIK NASIL BULAŞIR?
Kızamığa neden olan mikrop, hastanın ağız ve burun boşluğuna yerleşir. Yerleştikten sonra bir hafta içinde, hastalık bulaşabilir. Bu süre, döküntünün başlamadan önce ve başladıktan sonraki dönemidir. 
Bulaşma yolu, konuşma, hapşırma ya da öksürme ile tükürük damlacıklarının yayılması ile olur. Kızamık virüsü, havada iki saat kadar canlı kalır. Çocukluk dönemi hastalığı olarak bilinse de, bu dönemde hastalığa yakalanmamış erişkinlerde de ortaya çıkabilir. Hastalık görüldüğünde, vücut bu mikroba karşı bağışıklık kazandığından, tekrarlamaz.


KIZAMIK NASIL ORTAYA ÇIKAR?
Kızamık virüsüne temas etmek, ayrıca hastalığa karşı vücudun bağışık olmaması, hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Hastanın, ağız ya da burun boşluğuna yerleşen mikrop, burada üreyerek, bütün vücuda yayılmaya başlar. Mikrop, kana karıştıktan yaklaşık 10 gün sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar. Bu durum hastalığın, 15. gününe denk gelir. Bundan sonra hastalığın bulaşması azalır. Çünkü, döküntüyle birlikte mikrobun üremesi de azalmıştır. 


KIZAMIĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Mikrop girdikten sonra, 10. günde döküntü öncesi dönemin bulguları ortaya çıkar ve en fazla 3 gün sürer. Hastanın ateşi yükselir, titreme vardır ve ağzının içinde küçük, beyaz lekeler ortaya çıkar. Öksürük kuru ve inatçıdır ve yine bu dönemde ortaya çıkar. Gözler kızarmıştır ve ışıktan rahatsız olur.
Döküntülü dönemde, döküntüler kırmızılaşır ve büyür. Biraz kabarmıştır ve sayıları artmıştır. Yüzde ve boyunda ortaya çıkan döküntü daha sonra gövdeye,kollara ve bacaklara da yayılır. Hasta yorgundur ve ateşi tekrar yükselmiştir. Soğuk algınlığı, bu dönemde görülür. Bademcikler şişmiştir.
Daha sonra iyileşme dönemi başlar. Döküntüler solar ve düşmeye başlar. İz bırakmazlar ve hasta artık iyileşmiştir. Kişi, eski enerjisine kavuşur. Hastanın ateşi normale döner ve kişi, soğuk algınlığından kurtulur.


KIZAMIK TANISI NASIL KONUR?
Kızamık hastalığında ortaya çıkan belirtiler, bu hastalığa özgü bir durum değildir. Bir çok enfeksiyon sonrası bu belirtiler görülür. Ama döküntü ve döküntünün ortaya çıktıktan sonraki seyri, hastalığın tanısı için önemlidir. Döküntü başlamadan önce hastalığın tanısını koymak zordur. 
Kızamıkta ortaya çıkan lekeler hastadan hastaya farklılık gösterir. Ayrıca ağız içinde görülen bu beyaz lekeler başka bir hastalıkta oluşan bir bulgu değildir. Bu durum da tanı için önemli bir kriterdir. 


KIZAMIK TEDAVİSİ
Kızamığın tedavisinde amaç, hastalığın belirtilerini ortadan kaldırmaktır. Kızamık için geliştirilmiş bir ilaç yoktur. Ateş düşürücü, ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Öksürük için öksürük şurupları önerilir. 
Bu yüzden evde yapılan tedavi, önemlidir. Hastanın kaldığı oda tedbir amacından ayrılmalıdır. Ayrıca, odanın sık sık havalandırılması ve gün ışığı görmesi gerekir. Oda ısısı 20 derece civarı olmalıdır. Beslenme, kızamık hastaları için önemlidir ve dikkat edilmelidir. Özellikle sıvı besin alımı, meyve suları ile hasta beslenir. C vitamini için de gereklidir. Et suyu, süt ve süt ürünleri verilebilir. Sıvı besinlerin verilmesindeki amaç sindiriminin kolay olmasıdır.


KIZAMIKTAN KORUNMA VE KIZAMIK AŞISI
Kızamık aşısı, cilt altına, enjeksiyonla yapılır. Çocuklarda ya da hastalığı geçirmemiş erişkin kişilerde, iki doz halinde uygulanır. En erken 12 aylıkken, 15. aya kadar uygulanabilir. İkinci aşı, çocuk 4-6 yaş arasında iken uygulanır. Bu iki aşıdan sonra, kızamığa karşı yüzde 99 oranında korunma sağlanır.
Ayrıca kızamık aşısı, yetişkinlerde ve hamilelikten önce yapılabilir. Fakat “hamilelikte” uygulanmaz.Böylece hastalığa karşı koruyuculuk sağlanır. Hiç bir yan etkisi yoktur. Olsa bile hafiftir ve önemli değildir.
Devamını Okumak için Tıklayın

Menopoz Belirtileri,Menopoza girdiğimi nasıl anlarım ?

Erken menopoz yaşı,Menopoz Yaşı kaçtır ?


Menopozun belirtileri nelerdir?


Menopoz, kadında yumurtalıktaki yumurtaların aktivitelerinin tamamen bitmesi sonucunda adet kanamalarının bitmesidir. Son yıllara kadar menopoz yaşı 51-52 iken artık Türkiye’de ve dünyada bu yaş 50’nin altına düşmüş hatta artık 48-46 olmuş durumda.


Adetten kesilme ya da düzensizlikler


Her ne kadar adet kesilmesinin üstünden 1 yıl geçmesi gerekir denilse de eğer 6 ay kanama olmamışsa bu menopozun göstergesi olabilir. Adetlerin arası açılır.


Sıcak basması


Kadınların günlük hayatını etkileyen en önemli şikayetlerinden biridir. Yüzlerinden başlayıp aşağıya doğru giden ve alevlenmelerle seyreden bir durumdur. Hatta bu şikayet “Menopozlu musun?” sorusunu beraberinde getiren ilk belirtidir nerdeyse.


Terleme


Gündüz ya da gece fark etmeden sürekli terleme yaşarlar, yüzünden başlayıp sırta doğru ilerleyen terleme, kışın da devam edebileceği için pencere açmak bunu yaşayan bayanlarda adet olmuştur.


Sinirlilik


Aile bireylerinin söylemesiyle bu sıkıntıyı kendinde fark eden kadınlar ellerinde olmadan bunu yaşarlar ve kırıcı olurlar. Hassasiyet ve kırılganlık bunun sonucunda görülebilir. Belki de bu dönemde profesyonel bir destek almak en doğrusudur.


Sıkıntı


İç huzursuzluk yaşayabilirler. Sebepsiz dalgınlık ve huzursuzluklar mümkündür.


Genital organda kaşıntı


Hormonların azalmasıyla beraber genital sistemdeki kuruluğa bağlı kaşıntılar olabilir. Bunun tedavisi mümkündür.


İlişkide ağrı, darlık ve kanama


Bu şikayetler de hormonal azalmaya bağlıdır. Fakat bir eksiklik değildir. Tedavisi de mümkündür.


İdrar yolu enfeksiyonlarının sıklaşması


Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kadınlara bol sıvı tüketmeleri gerektiği vurgulanmalı ve hormonal destekle bunun azalabileceği ya da kaybolabileceği söylenebilir.


Hafıza kaybı, depresyon


Bu durumu aile fertleri fark ettiğinde mutlaka bir destek alınması konusunda ısrarcı olmalıdırlar. Hasta genelde üstünde durmamaya meyillidir.


Seksüel aktivitede azalma


Hormonların azalmasına bağlı görülen bu durumda psikolojik ve ilaç desteğiyle yardımcı olunabilir.


Osteoporoz (Kemik erimesi)


Menopoz döneminde adını sıkça duyduğumuz osteoporoz kemikte kırık riskinin artmasıdır. Östrojenin yani kadınlık hormonunun azalmasından dolayı bu dönemde sıktır. Eğer erken menopoza girmişseniz, steroid kullanıyorsanız risk grubundasınızdır ve bir kadın doğum uzmanıyla görüşmenizde yarar vardır. Kadınlarda osteoporoz hiçbir şikayet vermeyebileceği gibi ağrı, boyda kısalma veya kemik kırıklarıyla da kendini belli edebilir. En kolay tanısı kemik mineral dansitometri ile konur. Sonuçlarına göre kalsiyum başta olmak üzere çeşitli tedaviler uygulanabilir. Menopoza girmiş kadınlarda en önemli sorunlardan biridir. Kemik kaybı ya da erimesi olarak da değerlendirilir. Ülkemiz güneşi doyasıya hissettiğimiz bir yer olduğu için aslında risk faktörlerinden birini elemiş bulunmaktayız. Fakat eğer süt ve süt ürünleri fazla tüketilmiyorsa, sigara kullanılıyor, zayıf ve beslenme yetersizliği bulunuyorsa, erken yaşta yumurtalıklar alınmışsa bu gruptakiler osteoporoz için risk altında demektir.


Damar hastalıklarında artma


Kalp damarlarında pıhtı oluşması ve daralmalar menopozdan sonra artar. Kan yağlarında artış görülür bu da sadece kalpte değil diğer organlarda da tıkanıklık yapabilir. Önceden menopozda kullanılan hormonların kalp ile ilgili sorunları önlediği söylenmekteydi ama günümüzden yapılan çalışmalarda bunun doğru olmadığı bildirilmiştir.


Menopozda yapılması gereken testler


• Kan sayımı, idrar testi


• Kan yağları (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliserid)


• Karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri (ALT, AST, üre, kreatinin)


• Kandaki Kalp belirteçleri (CRP, homosistein)


• TSH, st3 st4: Guatr testleri


• Smear testi: Cinsel olarak aktif olan kadınlarda yılda bir yapılan rahim ağzı kanser tarama testidir. Bu menopozdan sonrada yapılır. Eğer 3 yıl üst üste normal çıktıysa testin süresi doktor tarafından daha uzun aralıklarla yapılabilir.


• Ultrason: Rahim, yumurtalıklar ve tüm karnın ultrasonu yapılarak tüm organlar yılda bir değerlendirilir.


• Mamografi: 40 yaşın üstünde her yıl yapılmalıdır. Memeyi sıkıştırıp acı verdiği için bazı kadınlar bu işlemi yaptırmak istememektedir. Fakat 15 dakikalık bir acı için 1 yıllık rahatlık tercih edilmelidir. Meme ultrasonu ise mamografide şüphelenilen lezyonların ayırmak için yapılır. Memesi yoğun olan kadınlar, menopozda hormon tedavisi alanlar, protezliler ve ameliyat geçirmiş olan mamografinin yorumlanmasını güçleşir. Belki de daha ileri bir tekniklerle meme değerlendirilebilir.


• Kemik yoğunluk ölçümü: 40 yaşını geçmiş bayanlarda kontrol için ya da erken menopoza girmiş olanlarda kemiklerde kaybı görmek amacıyla yapılan bir nevi kemik ultrasonudur. Riskli gruplarda ya da erken dönemde yumurtalıkları alınmış ya da hormon almak istemeyen kadınlarda yapılması önerilir. Sonuca göre tedavi verilebilir.
Devamını Okumak için Tıklayın

Zehirlenme Belirtileri nelerdir? Zehirlenme Nasıl anlaşılır?

Genel belirtiler:


- Vücut ısısının yükselmesi (ateş),


- Tüm vücutta kızarıklık, döküntü, kaşıntı,


- Solunum sıkıntısı, hızlı ve zayıf atan nabız,


- Baş ağrısı, kulak çınlaması,


- Halsizlik, kendinden geçme, gelişen bilinç kaybı,


- Şok, ölüm.

Devamını Okumak için Tıklayın

11/21/2011

Bir kişinin şizofren olduğu nasıl anlaşılır?

Şizofreni hastası nasıl anlaşılır? Şizofreni hastalığı belirtileri,Nasıl anlaşılır?

Şizofreni bireyin düşünce ve davranışlarını etkileyen, hayatın her alanında problemlere neden olan bir rahatsızlıktır. Başlangıcı, seyri ve semptomları değişik vekarmaşıktır.
Şizofreni hastaları çevreye karşı alakasız, donuk, çekingen ve önemsemez bir tavır içindedir. Uzun süredir devam eden vakalarda hasta kendisi ile ilgilenmekten de vazgeçtiğinden bakımsız ve dağınıktır. Şizofrenlerin tamamında düşünce bozulmaları vardır.
Şizofren düşünce sistemini anlamak zordur. Tek başına anlamlı ancak toplamda anlam içermeyen tümceler kurarlar. Dikkat sorunu yaşarlar ve çevrelerindeki durumları anlamlandırmakta güçlük çekerler.
En önemli düşünce bozuklukları ise sanrılardır. içgörüleri gelişmez, durumlarını anlamlandırmakta zorluk yaşarlar. Tedavi ihtiyaçları olmadığını, diğer kişilerin gerçekleri farklı algıladıklarını düşündüklerinden tedavi görmeyi reddederler.
Devamını Okumak için Tıklayın

11/02/2011

Grip belirtileri,Grip olduğumu nasıl anlarım

Sonbahar aylarında kış aylarına geçerken çoğumuz grip olduk.Peki grip olduğumuzu nasıl anladık.İşte gribin belirtileri
Grip Belirtileri
 Yüksek ateş ve günlerce sürebilen aşırı bitkinlik en önemli grip belirtileri olarak öne çıkar. Ayrıca burun akıntısı, öksürük ve hapşırma, başağrısı, eklem, kas ve boğaz ağrısı, iştahsızlık ve baş dönmesi de grip belirtileri arasındadır.
Devamını Okumak için Tıklayın
 
haberler

2013 Kadın Saç modelleri Erkek saç modelleri