Ruh Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruh Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5/19/2012

Depresyon nedir? Depresyon çeşitleri,belirtileri,sebepleri

Depresyon neden olur? Depresyon kimlerde görülür?

Depresyon Nedir?
Psikoloji ve psikiyatrinin kullandığı depresif sınıflandırmaların altında depresif duygudurumu yatar.
Depresif duygudurumu: 
Kişinin kendini günün büyük kısmında ve neredeyse her gün depresif hissetmesi
Günlük faaliyetlere ve keyif alınan aktivitelere karşı ilginin azalmış olması
Kilo kaybı veya kilo alımı
Uykusuzluk veya aşırı uyuma
Hareketlerde yavaşlama veya yerinde duramama hali
Sürekli yorgunluk ve enerji düşüklüğü
Değersizlik hissi, aşırı suçluluk duygusu veya umutsuzluk
Düşünce veya konsantrasyon yetisinde azalma ve/veya kararsızlık
Ölüm veya intihar düşünceleri
Bu listeleme genel bir fikir verme amacıyla yapılmış olup, kesinlikle teşhis konması için kullanılmamalıdır.
Bu belirtilerin çeşitli birleşimleri veya farklı uzunluklarda görülmesi farklı depresyon çeşitlerini gündeme getirir.

Depresyon Çeşitleri
Majör (klinik) depresyon – alt tipleri:
Atipik depresyon
Melankolik depresyon
Psikotik majör (klinik) depresyon
Katatonik depresyon
Doğum sonrası depresyon (postpartum)
Mevsimsel duygudurum bozukluğu
Distimik Bozukluk
Diğer Depresyon Tipleri:
Tekrarlı kısa depresyon
Minör depresif bozukluk
Örneğin, bu belirtilerden beş tanesinin iki hafta görünmesi durumunda sadece depresif duygudurumundan bahsedilirken, belirtilerin 2 aydan uzun süre görülmesi klinik depresyonu (majör depresif bozukluk) akla getirir. Aynı şekilde, kişinin kişilik yapısı bu özellikleri sürekli barındırıyorsa, depresif kişilik bozukluğundan bahsedebiliriz.
Yukarıda görüldüğü gibi depresif rahatsızlıklar çok çeşitlidir ve her sınıflandırma için farklı tedavilerin uygulanması gerekir. Depresif ruh hali iki haftadan uzun süren bir kişinin bir ruh sağlığı profesyoneline (psikolog, psikiyatrist veya psikolojik danışman) başvurması gerekmektedir.

Depresyona Neden Olan Durumlar
Depresyonu tetikleme ihtimali olan olaylar düşünüldüğünde, sadece ruhsal alandan çıkıp daha geniş düşünmekte fayda vardır.
Travma, kayıp, yas: Bu gibi durumlarla karşılaşıldığı takdirde, depresif ruh hali sürecin doğal bir parçası olarak değerlendirilebilir. Fakat depresif ruh halinin gereğinden fazla uzaması veya bir duygudurum bozukluğuna dönüşmesi (majör/klinik depresyon gibi) halinde yardım alınması faydalı olur.
Fonksiyonelliğini kaybetmiş başa çıkma mekanizmaları
Hayatta bir anlam bulamama durumu ve yön kaybı hissi
Çeşitli fizyolojik rahatsızlıklar: Kişi psikolojik olarak depresyona yatkın bir duruş çizmese bile, depresyon çeşitli fizyolojik rahatsızlıkların yan ürünü olarak da görülebilir.Bu fizyolojik rahatsızlıkların arasında bakteriyel-viral enfeksiyonlar, endokrin sisteminde bozukluklar, sindirim sisteminde rahatsızlıklar, çeşitli salgı bezlerinin düzgün çalışmaması ve nörolojik sendromlar sayılabilir. Bu sebepten ötürü, uzun süreli depresif ruh hali durumunda genel bir sağlık taramasına girilmesinde fayda vardır. Ana rahatsızlığın tedavisi durumunda, yan ürün olan depresyon da ortadan kalkar.

Depresyonun Sebepleri
Depresyonun ortaya çıkmasında etkili olan mekanizmalar dört kategoride incelenebilir:
Biyolojik Faktörler:
Beyinde iletişimi sağlayan nörotransmiterlerin işlevinde bozukluk
Gen-çevre etkileşimi
Beyin yapısında farklılıklar
Bağışıklık sisteminde bozukluklar

Psikolojik Faktörler:
Depresyona yol açacak kişilik yapılanması (düşük özdeğer, düşünce yapısında olumsuz düşüncelerin ağırlığı gibi)
Kişinin kendi hakkında, dünya hakkında ve gelecek hakkında ağırlıklı olarak olumsuz düşünceler barındırması
Çocuklukta yaşanmış erken ayrılıklar, kayıp, istismar
Anlam kaybı, ihtiyaçların karşılanmaması ve kişinin potensiyellerini tam yaşayamaması
Sosyal Faktörler:
Fakirlik ve sosyal dışlanma
Çocuk istismarı
Yeterli sosyal desteğin olmaması
Ailevi sorunlar
Madde ve Alkol Kötüye Kullanımı: Birçok araştırma alkol ve çeşitli maddelerin aşırı şekilde kötüye kullanımının direkt olarak depresyonun ortaya çıkmasında rol oynadığını göstermektedir.

Devamını Okumak için Tıklayın

4/01/2012

Panik Atak nedir? Panik atak belirtileri nelerdir? Kimlerde görülür?

Panik atak nedir? Panik atak belirtisi,Panik atak geçer mi?



Panik atak, başlı başına bir hastalık değil, bir hastalık belirtisi sayılıyor. Bu ataklar sadece bir kez ortabildiği gibi, birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebiliyor. Panik atak, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi, ciddiye alıp hemen uzmana başvurmayı gerektiriyor. Aksi halde durum, kişiyi depresyona sokacak kadar ciddi boyutlara varabiliyor. Tabii sosyal hayatın bozulması da bunun ardından geliyor.


Panik atak nasıl anlaşılır?

Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü  yaşanabilir:


- Nefes darlığı 
- Ölüm korkusu
- Çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi
- Aniden ortaya çıkan sıkıntı
- Baş dönmesi
- Bayılacakmış gibi olma
- Göğüste daralma 
- Çıldırma korkusu
- Kontrolün kaybedileceği korkusu
- Karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı 
- Tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma
- Ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma 
- Üşüme ya da ateş basması


Panik atak neden kaynaklanır? 


Panik atağa yol açan faktörler arasında: 
- Stres,
- çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi, 
- panik bozukluk hastalığı,
- depresyon
- ve tiroit veya paratiroit bezi hastalıkları birincil etken olarak; 
- sara (epilepsi) hastalığı,
- takıntılı kişilik,
- doğumdan sonra tiroit hormonunda bozulma
- ve adet öncesi sendromu da ikincil faktörler olarak sıralanabilir. 

Stres
Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. Bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin, bir sınavda sürenin yetersiz kalacağı düşüncesi kişide panik atağı geliştirebiliyor.


Çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi
Kafein, beyine doğrudan ulaşıyor. Bu nedenle kişinin uyanık kalmasını sağlıyor ve aynı zamanda vücuttaki seretonin düzeyini bozuyor ve merkezi sinir sistemindeki nörotransmetter maddelerinde düzensizlik yaratıyor. Bu durum da panik atağa yol açıyor. Bundan dolayı, özellikle aşırı miktarda kahve, kola gibi içecekler tüketen kişilerin, bunları azaltmaları gerekiyor. Bazı panik atak şikayeti olan hastalar, sadece kafeinli  içecekleri azaltıklarında bile bu rahatsızlıklarından kurtulabiliyor.


Panik bozukluk hastalığı
Panik atakta sıklıkla rastlanan bu hastalık, tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkıyor. Panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliği taşır. Özellikle 20’yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bu hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. Panik bozukluğu hastalığında uyuşturucu ve alkol tüketimi fazla olur. Bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. Genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. Bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor.


Depresyon 
Özellikle tekrarlayan depresyon krizleri veya manik depresif hali, panik atak eşliğinde gelişebiliyor. Tedavinin yanıt verebilmesi için, rahatsızlık kaynağının depresyondan mı, yoksa panik ataktan mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Ağır depresyonda panik atak da yaşanırsa, hastanın intihar etmeye eğilim göstermesi artıyor. Bu nedenle, depresyon ve panik atak beraber tedavi gerektiriyor.


Tiroit bezi hastalıkları
Tiroit bezi hastalıklarından dolayı meydana gelen kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin düzensizliği, panik atağa neden olabiliyor. Tiroit bezi hastalıklarında asıl tedaviyi endokrilonoji uzmanı yapıyor. Gerekli durumda psikiyatrist de devreye giriyor.


Nasıl Bir Tedavi Gerekiyor?
Panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. Ardından buna göre bir tedavi uygulanıyor. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. Beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. Davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor. Araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. Tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 – 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor. 
Devamını Okumak için Tıklayın

11/21/2011

Bir kişinin şizofren olduğu nasıl anlaşılır?

Şizofreni hastası nasıl anlaşılır? Şizofreni hastalığı belirtileri,Nasıl anlaşılır?

Şizofreni bireyin düşünce ve davranışlarını etkileyen, hayatın her alanında problemlere neden olan bir rahatsızlıktır. Başlangıcı, seyri ve semptomları değişik vekarmaşıktır.
Şizofreni hastaları çevreye karşı alakasız, donuk, çekingen ve önemsemez bir tavır içindedir. Uzun süredir devam eden vakalarda hasta kendisi ile ilgilenmekten de vazgeçtiğinden bakımsız ve dağınıktır. Şizofrenlerin tamamında düşünce bozulmaları vardır.
Şizofren düşünce sistemini anlamak zordur. Tek başına anlamlı ancak toplamda anlam içermeyen tümceler kurarlar. Dikkat sorunu yaşarlar ve çevrelerindeki durumları anlamlandırmakta güçlük çekerler.
En önemli düşünce bozuklukları ise sanrılardır. içgörüleri gelişmez, durumlarını anlamlandırmakta zorluk yaşarlar. Tedavi ihtiyaçları olmadığını, diğer kişilerin gerçekleri farklı algıladıklarını düşündüklerinden tedavi görmeyi reddederler.
Devamını Okumak için Tıklayın

11/14/2011

Mehmet Özden Mutlu Evliliğin sırrı nedir?Cevabı

Mutlu evlilik nasıl olur? nasıl sağlanır? Mutlu evliliğin formülü

Yaşam ve sağlık koçu ünlü doktor Mehmet Öz den doğru ve sorunsuz bir evlilik için tüyolar

Karşınızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmayın" diyerek başladı tavsiyelere


ABD’de yaşayan dünyaca ünlü kalp cerrahı Mehmet Öz ve 26 yıllık eşi Lisa Öz, mutlu evliliğin sırlarını Shape Dergisi’ne anlattı. Dört çocukları olan ikili çiftlere şu tavsiyelerde bulundu:


* Karşınızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmayın.
* Bol bol sevişin. Ne kadar çok sevişirseniz o kadar mutlu olursunuz.
* Sağlıklı bir yaşam biçimini benimseyin.
* Olaylara pozitif bakın.
* Birbirinize küçük hediyeler alın.
* Sorumluluk alın.
* Kendinize ortak ilgi alanları yaratın.
Devamını Okumak için Tıklayın

6/21/2011

Delüzyon nedir?

Delüzyon günlük hayatta yanlış bir inancı tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Gerçek dışı, akıl ve mantık yolu ile düzeltilemeyen yargı hatalarıdır. Kaynağı şuuraltı dürtülerdir. Şüpheci kişilerde gelişir. Çeşitleri vardır. Psikiyatride ise daha net bir biçimde bir inancın patolojik olduğunu vurgulayan bir terimdir.

Delüzyonlar genel olarak nörolojik veya zihinsel hastalık durumunda ortaya çıksalar da belirli bir hastalıkla ilişkilendirilememiştirler. Gerek fiziksel gerek zihinsel birçok patolojik durumda ortaya çıkabildikleri bilinmektedir. Bununla birlikte, psikotik bozukluklarda, özellikle de şizofrenide, teşhis açısından çok önemlidirler.
Devamını Okumak için Tıklayın

Mani hastalığı nedir?Mani hastalığı belirtileri

Mani Hastalığı
Hastalığın özelliği, belli aralıklarla (Bu sürelerde kişi bütünüyle normaldir) ortaya çıkan, birbirinin karşıtı özellikte mani ve depresyon nöbetleriyle seyretmesidir. Mani, kişinin hem fizik hem de ruhsal bakımdan aşırı hareketli ve uyarılmış bir halde bulunmasıdır. Mani nöbetindeki kişi aşırı heyecanlıdır, bütün bedensel süreçleri hızlanmış gibidir: Çok hareketlidir, çok konuşur ve eğer mani neşeli bir ruhsal zemine sahipse gülme, şarkı söyleme, abartılı boyutlarda neşe gösterileri görülür.

Hastaların bu dönemde kazançlarının üzerinde para harcadıkları, çevresindekilere armağanlar verdikleri görülür. Mani giyim kuşama da yansır. Rengarenk giysiler, abartılı makyaj göze çarpar. Düşünce akışındaki hızlanma çağrışımların artmasına neden olur. Hızlanan çağrışımlar sonucu hastanın konuşması, dinleyenlerin izlemede güçlük çekeceği ölçüde "daldan dala atlar" niteliktedir.

Ne var ki mani her zaman neşeli bir zeminde seyretmez. Öfke duygularının egemen olduğu mani nöbetleri de vardır. Bu durumda hasta saldırganlaşır, çevresindeki herkese kızgın olduğundan tehlikeli bir hale gelir. Mani nöbetlerine sabuklamalar da eşlik edebilir. Büyüklük sabuklaması, mistik sabuklamalar (kendini peygamber sanma), perseküsyon sabuklamaları (herkesin kendisine kötülük edeceğini düşünme, casusların peşinde olduğunu sanma) gibi. Öteki uç, maninin tam karşıtı olan depresyondur. Manideki her özelliğin tersi görülür: Durgunluk, karamsarlık, üzüntü ve intihar isteği. Durgunluk hem fiziksel hem de zihinsel durgunluk biçimindedir. Düşünce akışı yavaşlar, konuşma ağırlaşır, suskunlaşır. Hasta sürekli ağlar, karamsar düşünceler içindedir, iştahı kesilir. Bazı vakalarda hiç yemek yememe gibi yaşamsal tehlike de ortaya çıkar (intihar riski bir başka tehlikedir); uykusuzluk ve sıkıntı görülür. Yaşama ilişkin bütün ilgilerini yitiren hastalar derin bir umutsuzluk içine düşerler. Böylesine durgun bir biçimin yanı sıra "ajite depresyon" denilen bir tablo da görülebilir. Genellikle mani ve depresyon nöbetleri kendiliğinden ve daha çok bahar aylarında ortaya çıkar ve tedavi edilmezse haftalar, aylar boyunca sürer. 
Devamını Okumak için Tıklayın

Stokholm sendromu nedir?

Stokholm sendromu, rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan terim. Olay 23 Ağustos 1973 günü Jan Erik Olsson’un Stockholm’un Normalmstorg semtinde bir banka şubesine girmesiyle başladı. Saat 10:03’te banka şubesine giren soyguncu, silahını çekip elindeki patlayıcıları da havaya kaldırarak “Hepiniz yere yatın parti başlıyor” diye bağırdı ve tavana da birkaç el ateş etti. Müşterilerin ve bu arada bazı memurların dışarıya kaçmasına göz yuman sıyguncu üç banka memuresini esir aldı.


Polis, banka şubesine üç dakika sonra ulaştı ve içeriye giren ilk polis, soyguncunun ateşiyle yaralandı. Polis, soyguncuyla bir saat sonra iletişim kurdu. Jan Erik Olsson, yarısı İsveç Kronu, yarısı da döviz olmak üzere 3 milyon kron tutarında para ile, kapının önüne bir sürat arabası getirilmesini talep etti. Soyguncu bu şartlarının yanı sıra, cezaevindeki arkadaşı Clark Olofsson’un da bankaya getirilmesini istedi. Paraları teslim aldıktan sonra rehineleri yanına alarak, kapı önüne getirileck sürat arabasıyla banka şubesinden ayrılacaklarını söyledi.


Polis öğleden sonra, soyguncunun cezaevindeki arkadaşını bankaya getirdi. İçerisiyle bağlantı, cezaevinden getirilen Clark Olofsson aracılığıyla yürütülmeye başlandı. Akşam ise, kapının önüne bir Mustang park edildi. Talep edilen 1,5 milyon İsveç kronu da soygunculara teslim edildi. Soyguncular da rehinelerden ikisini bırakmayı önerdiler. Ama polis kuşatmayı kaldırmadı.


Soyguncular ve rehineler geceyi bankada geçirdi. Ertesi günü polis rehinelerle konuşmak istedi. Jan Erik Olsson, rehineleri teker teker gösterdi. Cezaevinden gelen soyguncu öğleden sonra polisle temasa geçerek, arkadaşının bankayı havaya uçurmak istediğini bildirdi. Gece içerden patlama sesi duyuldu. Kasaların patlayıcılarla açıldığı öğrenildi. Jan Erik Olsson, gece Başbakan Olof Palme’yi telefonla arayarak, olay yerinden serbestçe kaçabilmeleri için polis kuşatmasının kaldırılması yolunda polise emir vermesini istedi. Rehine kadın memurlardan biri de Palme ile konuşarak, soyguncunun talebinin yerine getirilmesi için yalvardı. Palme de kadına bu konuda yardımcı olmayacağını, soyguncu kabul ederse, rehineleri serbest bırakması karşılığında kendisini rehin olarak teslim edebileceğini söyledi. Olof Palme’den istediğini koparamayan soyguncu, Dagens Nyheter gazetesini arayarak onlarla da konuştu.


Polis kordonunun dışında gazeteciler kritik bir durumu atlamamak için sürekli nöbet tutarken, halk da olay yerine yığıldı ve geceyi orada geçirmeye başladı. Radyo ve televizyonlar, her gelişmeyi anında aktarırken, olay başka ülkelerde de yankı yarattı.kaynak:vikipedi


24 ağustos günü Dagens Nyheter’deki söyleşiyi okuyan halk polise kızmaya başladı. Rehinelerle kaçsalar bile soyguncuların onları öldürmeyeceğine inanan halk polisin, kaçma şanslarını ortadan kaldırarak rehinelerin yaşamlarını tehlikeye attığını düşünmeye başladı. Polis ise banka şubesinin arka bölümündeki soyguncuları ve rehineleri üzerlerinden kilitledi. Kilitlenen bölümün tavanından delik açıldı ve yemek sevkiyatı oradan yapıldı. Soyguncular açılan delikten uyuşturucu gaz püskürtüleceği endişesiyle rehineleri tehdit etmeye başladılar. Rehinelerden birinin boynuna sicim bağladılar ve polisin uyuşturucu gaz verimesi halinde boynuna sicim bağlanan rehinenin uyuşurken öleceğini bildirdiler. Gergin bekleyiş 28 ağustos akşamı 21:28’e kadar sürdü. Polis gerçekten içeriye gaz püskürttü, soyguncularda silahlarını atarak teslim oldular.


Altı günlük gergin bekleyiş sırasında polisin tutumu halk arasında tepki yarattı. Polisi agresif bulan halk, soygunculara acımaya başladı. Pazarlık sırasında soyguncularla rehineler arasında iyi bir diyalog olduğu ve rehinelerin de polise kızdığı öğrenildi. Olay bu boyutuyla dünyanın ilgini çekerken, bu ruh hali ‘Stockholm sendromu’ diye anıldı ve zamanla benzeri durumlar için bu tanımlama kullanılmaya başlandı.


Soygunculardan Jan Erik Olsson’a on yıl hapis cezası verildi. Sekiz yıl sonra cezaevinden çıkan soyguncu, bir daha yasadışı işlere karışmadı. Önce domuz yetiştiriciliği yaptı. Ardından da Tayland’a taşındı.


Otuz yıl sonra, olay tüm ayrıntılarıyla tekrar anılıyor. Gazeteler Jan Erik Olsson’u Tayland’da buldular. Banka soygunu girişiminden sonra sakin bir yaşam seçen Olsson’un bir dükkân işlettiği öğrenildi. Clark Olofsson ise sadece bir yıl ceza aldı ancak o günden sonra işlediği sayısız suç nedeniyle çok az dışarda kaldı. Şu anda da Kopenhag Cezaevi’nde uyuşturucu kaçakçılığından dolayı aldığı cezayı çekiyor.


Stockholm sendromu bir anlamda vicdan pusulasındaki ibrenin yöneldiği manyetik çekim merkezini de gösteriyor. O manyetik çekim merkezi de, insanların davranışlarındaki makul ölçüden başka bir şey değil. Polis de olsa, asker de olsa fark etmiyor. Banka soyguncuları, rehinelerin hayatı tehlikeye atılmadan yakalanmış olsalar ve aldıkları cezadan çok daha fazlasına çarptırılmış olsalar bile, belki insanlar “Oh olsun” diyeceklerdi. Ama polis, insan hayatını tehlikeye atan davranışıyla halkın tepkisini üzerine çekti. Bunun sonucunda da halk, giderek soygunculara sempati beslemeye başladı. Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom ismini 1973 yılında İsveç'in başkenti Stokholm'de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terkederek, kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler.


Stokholm sendromu, birçok rehine olayında yaşanmıştır.
Devamını Okumak için Tıklayın

Anksiyete nedir?Anksiyete bozukluğu belirtileri

Kaygı, bunaltı ya da sıkıntı olarak da adlandırabileceğimiz anksiyete, herkes tarafından zaman zaman yaşanan korkuya benzer bir duygudur. Duygulanımda kaygı yönünde artış olduğunu ifade eder. Kişi bunu sanki kötü bir şey olacakmış gibi nedeni belirsiz bir endişe olarak algılar. Korku, dışarıdan gelebilecek kaynağı belli gerçek bir tehlike karşısında ruhsal ve bedensel olarak verilen bir tepki biçimidir. Böyle gerçek bir tehlike ile karşılaşan her insan şiddetli bir korku duygusuyla beraber bedensel tepkiler de gösterir. Örneğin kalbi hızla çarpmaya başlar, titrer, terler, gözbebekleri büyür, ürperir, tüyleri diken diken olur vb. Anksiyete, nedeni bilincimizde olmayan yani nedeni hakkında net bir bilgimizin olmadığı, içsel bir tehlike ya da tehdit karşısında gösterilen ruhsal bir tepkidir ve korkuda olduğu gibi bedensel belirtilerin eşlik ettiği bir durumdur .Anksiyete, çok hafif bir tedirginlik ve gerginlik duygusundan panik derecesine kadar varan değişik yoğunluklarda yaşanabilir.
Devamını Okumak için Tıklayın

4/27/2011

Stres Güzelliği etkiliyor mu?Stresin cilt güzelliğine etkisi

Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Arpacı, strese bağlı oluşan cilt hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi…


Stres cilt sorunlarını tetikliyor
Deri hastalıklarının oluşmasında stresin büyük rolü bulunmaktadır. Bu hastalıkların bir kısmı doğrudan stresle ortaya çıktığı gibi; bir kısmı da stresin tetiklemesi sonucu oluşur. Bu gibi cilt hastalıkları, derinin her bölgesini etkileyebilmekte ve uzun süreli olabilmektedir.
Sedef hastalığı depresyona neden olabilir
“Psöriasis” denilen ve halk arasında sedef hastalığı olarak bilinen sorun, strese bağlı oluşan cilt hastalıkları içinde yaygın olarak görülmektedir. Her ırkta, her cins ve yaşta görülebilen bu hastalığa, sedef rengi kabuk tutmasından dolayı sedef hastalığı denilmektedir. Kaşıntı oluşmadan sadece dış görünüşümü etkileyebilecek şekilde görülebileceği gibi; tüm yaşamı etkileyebilen ve vücutta yaygın olarak görülen türleri de bulunmaktadır. Stres bu hastalıkta çok önemli bir rol oynamakta ve ilaçla müdahale edilen tek bir tedavi yöntemi bulunmaktadır. Ayrıca, sedef hastalığına yakalanan kişiler, toplumun bulaşıcı olduğunu düşünmesi ve gösterdiği tepki nedeni ile psikolojik sorunlar yaşayabilmektedir.
Kurdeşen hastalığı hayatınızı tehlikeye sokabilir
Asıl adı “Ürtiker” olan, halkın kurdeşen olarak bildiği hastalığın en belirgin özellikleri; ciltte 1-2 santim çapında kırmızı, kabarık, kaşıntılı, yer değiştiren döküntülerdir. Kabarıklıklar genellikle; yüzde, kollarda, bacaklarda ve parmaklarda oluşur. Toplumun yaklaşık %20’sinde görülebilen yaygın bir hastalıktır. Bu, alerjik bir hastalık olup, bazen nefes alamamaya kadar gidebilen, insan hayatını tehdit edebilecek boyutta kötü sonuçlar doğurabilir. Bu hastalığın oluşmasının da nedeni büyük oranda strestir. Alerji testleri ile tüm araştırmaların yapılması ve rastgele ilaç kullanılmaması gerekmektedir.
Aşırı stres saç döküyor
Halk arasında saçkıran olarak bilinen “Alopesi areata” hastalığı, herhangi bir belirti ortaya çıkarmadan, saçlı deri, kaşlar, kirpikler, sakal bölgesinde ve vücut kıllarının lokal olarak başlayan, daha sonra yaygınlaşabilen kıl dökülmesidir. Stres, derin üzüntü, gerilim ve kaza gibi olaylar hastalığın oluşumunu tetikleyebilir.
Stres sivilceye, sivilce de strese neden oluyor
Akne dediğimiz ve geniş bir yelpaze içinde ele alınması gereken, halkın ergenlik sivilcesi dediği olguların da baş nedenlerinden biri strestir. Akne aynı zamanda sosyal bir sorun olduğu için kişiye psikolojik rahatsızlık verir ve bu da akneyi sürekli tetikler.
Strese bağlı oluşabilen diğer cilt hastalıkları,
• Alerjik nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir hastalık olarak bilinen “egzama”,
• Derinin melanin pigmentinin kaybolması ile ortaya çıkan, tedavisi de oldukça zor olan bir hastalık olan “Vitiligo” yani “ala hastalığı”,
• “Trikotillomani” denilen kıl çekme hastalığı,
• Tırnak üzerinde çukurcuklar, sararma, tabakalanma, değişik şekil bozuklukları ,
• “Verrukalar” denilen halkın siğil dediği birçok çeşidi bulunan oluşumlar,
• “Hiperidrozis” olarak bilinen aşırı terleme,
• Saçlı deride, dilde, vücudun birçok yerinde bazen tarif edilen, yanma, karıncalanma, acıma, uyuşma gibi yakınmalar,
• Vücudun birçok yerinde oluşabilen, tekrarlayan uçuklara
• “Pitiriasis rosea de gibert”, halkın madalyon ya da gül hastalığı dediği hastalık,.
• Bazanda “Venerolojik” yani zührevi açıdan bakılırsa “Sifiliz”, “AIDS” gibi hastalıklara yakalanma fobisi,
• Derinin her tarafını tutabilen çok değişik görüntü ve karakterde ortaya çıkan, kaşıntılı deri hastalıklarından biri olan “liken” dediğimiz hastalık da çoğu kez stres kaynaklıdır.
Yanlış tedavi hastalığı daha da yaygınlaştırabilir
Psikosomatik yani insanın ruhsal sorunları ile ilgili cilt hastalıklarının tedavilerinde tek bir yöntem ve tek bir ilaç söz konusu değildir. Tedavinin başarılı olabilmesi için her şeyden önce altta yatan psikolojik sorunun olabildiğince ortadan kaldırılması gerekmektedir. Cilt sorunları için ise haricen uygulanabilecek ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanında ağızdan ya da enjeksiyon yoluyla uygulanabilecek ilaçlar da sık kullanılmaktadır. Bunlar, antialerjik ilaçlar, antibiyotikler, A vitamini türevi ilaçlar, kortiko steroidler şeklinde özetlenebilecek ilaçlardır. Yanlış bir tedavi veya yanlış kullanılan ilaçlar hastalığı çok yaygınlaştırmakta yaşamsal sonuçlar doğurabilmektedir.
Devamını Okumak için Tıklayın

4/15/2011

Uykuda Halüsinasyon görme nedeni?tedavisi,neden olur?


Halüsinasyon nedir?Uykuda Halüsinasyon görme

Halüsinasyon bir his organını uyaran,hiç bir nesne olmadan veya hiç bir uyarıcı olmadan hissin var olduğuna inanma durumudur.Halüsinasyon bir ruh hastalığıdır.Hasta gerçekte oluyormuş gibi kişiler görür,sesler duyar kendini farklı hisseder gibi durumlara inanır.


Uyku ve rüyada, beynin çağrışımla ilgili işlevlerinin arttığı görülür, neden sonuç ilişkisi rüyalarda bazen korunabildiği halde, genellikle algısal değişimlerle bozulur. Bir kişi bir çok kişi olabilir; zaten rüyaların uyku sırasında görülen halüsinasyonlar (varsanılar) olduğu, ama bu halüsinasyonların bilgi organizasyonu, gereksiz bilgileri unutma, uzun süreli hafızanın yerleşmesi, günlük psikolojik sorunların halledilmesi açısından çok önemli olduğu iddia ediliyor.

REM (rapid eye movement), uykunun evrelerinden biri olup uykunun sonuna doğru süresi uzayan bir dönem. Hızlı göz hareketleriyle belirlenen bu dönem rüyalarında yoğun dönemidir. REM uykusu engellendiğinde insanlarda halüsinasyonlar ve düşünce hataları ortaya çıkar.

Geç Saatlerde Görülen Rüyalar Hatırlanıyor

Gecenin erken REM’inde daha kısa ve sıklıkla gerçekle bağdaşmayan özellikte rüyalar olur. Daha uzun, hatıralarla ilişkili, dramatik, canlı rüyalar ise daha geç uyku periyodunda görülür. Sabaha karşı olan rüyalarda daha çok konuşma ve işitme fonksiyonları içerir. Bu rüyaların kontrolle bilinçli hale getirilebilecek rüyalar (lucid dreams) olduğu savunuluyor. Rüyaların bir zaman kavramı yok. Birkaç dakika içinde çok uzun sürdüğünü sandığımız garip, şaşırtıcı , korkutucu olaylar birbirini izler. Anlatırken birbirinden aslında çok kopuk olaylar hikayeleştirilerek birleştirilir.

Gayipten Haber Mi Var?

Sabah uyanıldığında rüyadan dolayı çok mutlu olunduğu duygusu çok ifade edilmezken korkutan, bunaltan rüyalar daha net hatırlanır. Hatta bu derece ürkütücü rüyalar daha çok yorumlanmaya çalışılır. Bir şeylerin işareti olabileceğine inanılır. Bu nedenle rüya tabirlerine başvurulur. Rüya tabirlerinde de bir felaket haberi ifadesi varsa başlar yeni korkular, beklentiler. Bazen öyle bir kısır döngü olur ki böyle sıkıntılı bekleyişlerle içeriği değişerek başka kötü rüyalar görülür. Hatta hocalara danışılır, birkaç muskayla bu sorun çözülmeye çalışılır. Sabah daha uyanır uyanmaz telefonda rüyasını birilerine yorumlatarak rahatlamaya çalışılır. Bu da o kişinin kaygısının ne derece yüksek olduğuna işaret eder. Belki de hastalık sayılabilcek düzeyde bir kaygısı vardır ya da depresyonu vardır ve bu rüyalar da onların bir parçasıdır. Süreğen fiziksel hastalıklar, ağrılar halinde kişinin rahatsız uyuması ve rüyalarının iç açıcı olmaması olağandır. Bazen de rüyalar hastalığın habercisi olabiliyor şöyle ki, duygudurum bozukluğu olan bir hasta her manik dönem öncesinde rüyalarında sürekli koşan bir beyaz at tarif edebilir. Bu gayipten bir haber değildi raslında. Beyinde meydana gelen biyolojik değişimlerin göstergesidir. Depresyon, şizofreni, kaygı bozuklukları ve diğer psikiyatrik hastalıklarda sıklıkla kabus görülür ve ilaç tedavisiyle bu durumun düzeldiğini görürüz.
Kaygılar Ve Rüyaların Tekrarlanması

Her seferinde aynı rüyadan kan ter içinde uyanmak sizi canınızdan bezdirebilir. Bazen rüyanızda bağırsanız bile sesinizin çıkmadığını görürsünüz. Ölümden dönmüş gibi uyanırsınız ancak tekrar uyumanız mümkün olamayabilir. Bu durumun etkenleri travmatik üst üste yaşanan kayıplar olabilir. Kaygı çok yüksekse ve kişinin korkuları varsa zamanla panik atağa çevirebilir. Tekrarlayıcı rüya ya da kabuslar sıklıkla posttravmatik hastalarda olur. Erişkinlerin sıklıkla tekrarlayan rüyalarında tehlikeli bir durumla karşılaşma, tuzağa düşürülme, volkanik patlama gibi doğal afetler, dişinin düşmesi,kaybolması şeklinde rüya içerikleri vardır.
Çocukluk Döneminde Daha Çok Kabus Görülüyor

Kabus içeriği korkunç rüyalardır. Çocukluk yaşlarda daha sık yaşansa da ileri yaşlarda da gözlenir. Kabus hoş olmayan duygular yaşatan tekrar yaşamaktan endişe duyulan bir durum. Kabus esnasında elektroensefalografide beynin ön bölgesinde hızlı beta dalgaları belirlenmiş. Hoşa gitmeyen durumlar için bazen” kabusum oldu ,,diye ifade ederiz. Sıklıkla hayatın bunaltılı, çatışmalı döneminde kauslar rüyalarımıza konuk olurlar. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan kabuslar yetişkin yaşlarda yaşam boyu balkıldığında kadınlarda %92, erkeklerde %85 oranında gözlenmiştir.
Neden Karabasan Görülür?

Kabuslar daha çok uykunun ikinci yarısında yani gece yarısından sonra olurken karabasan uykuya dalmak üzere iken üzerinde bir ağırlıkla hareket edememe duygusu, yoğun bir korku ile yaşanır kısa sürede de düzelir. Kabuslar uyanınca hatırlanır ve tekrar uyumakta o kadar güçtür ki kabusa kaldığı yerden devam etmekten korkulur. Uyurgezerler de diğerlerini korkutur. Yarı uykuda yarı uyanıktır uyurgezerler. Sorulan soruları yanıtsız bırakırlar, garip davranışlar gösterirler. Bu halleri de onları gözleyeni korkutur. Karabasanın nedeni; uykudan uyanılmasına karşın REM uykusundaki fizyolojik felç halinin, uyanır uyanmaz çözülmemesine bağlıdır.
Çığlıkla Sonuçlanan Rüyalar

Gece korkuları da , gecenin ilk saatlerinde olur. Kişi uykudan çığlıkla kalkar. Ter içindedir. Kalp atışları hızlanmıştır. Aslında uyanamamıştır. Uyandırılmazsa uykusuna kaldığı yerden devam eder ve sabahta ne olduğunu hatırlamaz. Oysa kabuslar en ince ayrıntısına kadar genellikle hatırlanır.

Tekme Atma Gibi Davranışların Anlamı Nedir?

REM uykusu davranışı bozukluğu vardır ki yine yatak arkadaşını korkutan bir durumdur. 60-70 yaşlarında görülen bu bozuklukta da kişi gevşemesi gereken kasların aktivitesini koruması sonucu rüyalarının etkisinde tekme atabilir, yumruk savurabilir, eşinin boğazına sarılabilir. Geceyarısı boğazınıza sarılan birisi elbette çok ürkütür. Ama bunları yaşayan ya da yaşatan uyanmadığı sürece olayları hatırlamaz. Kabus için REM uykusunu baskılayan trisiklik antidepresanlar, gevşeme teknikleri ve psikoterapi önerilir.diğer uyku ya da rüya bozukluklarının da değrelendirilmesi gerekir.
Devamını Okumak için Tıklayın

Çocuklarda Okul Fobisi,Okul korkusu nasıl geçer?

ÇOCUKLARDA OKULA GİTME KORKUSU
Medical Park Bursa Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Elif Kutlu Merzeci, okul fobisini yenmede ‘ilk gün’ün dönüm noktası olduğunu belirterek, anne ve babalara tüyolar verdi:
AH ŞU ANNE BAĞIMLILIĞI!
• Çocuklar; okulun getirebileceği sorumluluklardan ürktükleri gibi, aslında ağırlıkla anneden ayrı kalmaktan korkarlar. Bu korku, anneyle çocuk arasında ne derece sağlıklı bir bağ kurulduğu konusunda bize çok önemli ipuçları verir. Anneden şiddetle ayrı kalmayı reddeden ve bir-iki hafta geçmesine rağmen, anneden ayrı kalamayan çocuklarda, anneye karşı geliştirilmiş aşırı bağlılık sorunu olduğu düşünülebilir.
İLK GÜNÜ GÜZEL ATLATIN!
• Okul fobisinin aşılmasındaki en önemli adım; ilk günü başarıyla atlatmaktır! Okulun ilk günü; anne ve babaların sakin ve rahat bir tutum izlemesi, çocukların okula karşı duydukları kaygıyı azaltmasına yardımcı olur. Ancak anne ve baba yüzünde kaygılı bir ifade takınır, çocuğunu panik içinde hazırlar ve okula yetiştirmeye çalışırsa çocuk da kaygılanır. Bu nedenle okulun ilk günü yeterince erken kalkılmalı, panik yapmadan hazırlanılmalı ve zorlamadan ailece keyifli bir kahvaltı yaptıktan sonra okula gidilmelidir.
ONU KİMSEYLE KIYASLAMAYIN!
• Çocuk çok korkuyor ve ağlıyorsa, bunun nedenleri kendisine yumuşak bir üslupla sorulmalı. Kesinlikle alaycı, küçümseyen ve kıyaslayan bir tavır takınılmamalı. Çocuğa, okulun korkulacak bir yer olmadığı uygun bir dille anlatılmalı.
ASIK SURATLI DEĞİL GÜLERYÜZLÜ EĞİTİM!
• Okulun ilk günlerinde, anne ve babalar kadar öğretmenlere de önemli görev düşüyor. Hemen derslere başlamak yerine okul tanıtılmalı. Okulun çocuklara ne gibi faydalar sağlayacağı esprili karikatürlerle, küçük piyeslerle, tiyatro gösterileriyle uygulamalı olarak anlatılabilir. Bu gösterilere çocukların da katılması sağlanırsa, daha etkili olması sağlanabilir. Biz yetişkinler bile bir konuda eğitime katıldığımızda; bu eğitimin bize neler sağlayacağı ya da bu eğitim olmadan nelerde yanlış yapacağımız gibi konular programın daha en başında anlatılır. Bu yöntem nasıl ki bize nasıl doğru bir karar verdiğimizi hissettiriyorsa, minikler için de neden evdeki oyunu bırakıp oraya geldiklerini anlamalarına yardımcı olacaktır.
ÖNCE UYUM SONRA BESLENME!
• Bir diğer önemli konu ise çocuğun okulda geliştireceği beslenme alışkanlıkları. Beslenme konusunda, özellikle ilk günlerde, aileler kesinlikle baskıcı olmamalı. Yeni bir hayata alışmaya çalışan çocuk için beslenme ihtiyacı, kaygıdan ötürü ikinci plana atılabilir. O nedenle ilk günlerde çocuğa baskı yapmadan, davranışları sadece izlenmeli. Okula karşı kaygısı azaldıkça, beslenme alışkanlıklarının da oturmaya başladığını göreceksiniz. Ama okula alıştığı halde beslenme sorunları devam ederse, öğretmeni ile işbirliği içinde sorun çözülmeye çalışılmalı.
• Çocuğunuzun okula başlamasının üzerinden günler geçmesine rağmen korkuları ve uyumsuzluğu devam ediyorsa ve durumunda herhangi bir değişiklik olmuyorsa, uzman bir psikologa başvurmanızda fayda var.
Devamını Okumak için Tıklayın

4/12/2011

Kahve sinir stres yapar mı?Kahve sinirli yapar mı?

Kahvenin zararları,Kahve stres yapar mı?
Son yıllarda modern yaşamın bir parçası haline gelen stres, insan sağlığını olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Strese bağlı olarak aşırı tüketilen kahve ve alkol sizi hastalıklara bir adım daha yaklaştırabilir. Bu hastalıklardan biri de göz tikleridir. Gözleri istemsiz bir şekilde kırpmanın nedeni psikolojik olabileceği gibi, gözle ilgili bir rahatsızlıktan da kaynaklanabilir. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ümit Beden göz tikleri hakkında bilgi verdi.

Masum sandığınız tikler zamanla göz kapağı kasılmalarına neden olabilir
Göz ve göz çevresindeki tikler bazı önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Daha çok çocukluk yaşlarında görülen göz tikleri genellikle masumdurlar. Bununla birlikte; bu tür tikler bazı hastalıkların belirtisi olabilir. Tikler (istemsiz hareketler) sıklıkla göz kapaklarını, bazen de gözün kendisini etkileyebilir. Göz kapaklarındaki tikler en hafif hali olan göz seğirmelerinden, günlük hayatı etkileyen göz kapağı kasılmalarına kadar farklı yoğunlukta görülebilir.

Aşırı stres ve kahve tüketimine bağlı olarak ortaya çıkabilir
Göz seğirmeleri genellikle masum bir problemdir. Sıklıkla yetişkin yaşlarda görülürler. Kesin nedenleri net olarak bilinmemekle birlikte; aşırı stres, kahve ve alkol tüketimine bağlı olarak ortaya çıkabilirler. Bazı hastalarda ise göz kuruluğu, alerjisi veya enfeksiyonlarına bağlı olarak ta görülebilirler. Bu tür seğirmeler genellikle geçici olup, uzun süren durumlar dışında tedavi gerektirmezler. Tedavi gerektiren seğirmeler için, sıcak kompres, Botoks enjeksiyonu veya bazı diğer ilaç tedavileri kullanılabilir.

Göz tikleri genellikle geçicidir
Göz kırpmaları, daha çok çocukluk yaşlarında görülmekte ve genellikle geçici nitelikte olmaktadırlar. Çocuklarında aşırı göz kırpma problemi tespit eden ebeveynlerin bu durumu bir göz doktoruna danışmalarında fayda vardır; çünkü gözlerdeki alerji, enfeksiyon veya kuruluk gibi bazı problemler bu duruma neden olabilmektedirler. Belirli bir nedene bağlı olmayan, simetrik ve aralıklı olarak istemli kontrol edilebilen göz kırpma refleksleri genellikle masum göz tikleridirler. Bu tür tikler genellikle 6 ay içerisinde kaybolurlar. Bu süre zarfında kaybolmayan bazı göz kırpma tikleri ise daha ciddi tik hastalıklarının belirtisi olabilir. Bu tür hastaların Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından değerlendirilmeleri gerekli olabilir.

Göz tikleri başka hastalıklarının belirtisi olabilir
Yetişkin ve özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan göz kırpma tikleri ise “blefarospazm” ve “hemifasiyel spazm” adı verilen bazı istemsiz göz kapama hastalıklarının belirtisi olabilirler. Bu hastalıkla Her iki gözü birden etkileyen ve genellikle masum olan blefarospazm olgularının aksine, tek gözü etkileyen hemifasiyel spazm olgularının daha detaylı tetkik edilmeleri gereklidir. Bu tür olgular düzenli aralıklarla uygulanacak Botoks tedavisi, ilaç tedavisi ve bazı cerrahi yöntemlerinden fayda görebilirler.

Sinir sistemini etkileyen hastalıklar açısından incelenmeli
Göz küresinin istemsiz hareketleri ise çok faklı nedenlere bağlı olabilir. Bunlar arasında, sürekli devam eden göz titremeleri veya ataklar ile gelen geçici hızlı göz titremeleri sayılabilir. Sonradan ortaya çıkan ve özellikle aralıklarla ortaya çıkan hızlı göz titremelerinin detaylı tetkik edilmesinde fayda vardır. Bu gibi durumlarda hastanın, muayene bulgularına göre, sinir sistemini etkileyen çeşitli hastalıklar açısından incelenmesi gerekli olabilir.
Devamını Okumak için Tıklayın

4/11/2011

Depresyonda spor,Depresyonda spor yapılır mı?faydalı mı?

Psikiyatrik hastalıkların esas tedavileri ilaçla tedaviye ve psikoterapiye dayanır. Ancak yine de kendinizi bedenen ve ruhsal olarak zinde hissedebilmeniz için spor yapmalısınız. Düzenli olarak yapacağınız alıştırmalarla mizacınız düzelecek canlanacak istemediğiniz sakınma ya da kaçınma davranışlarınız (anksiyete) azalacak ve uykularınız düzene girecektir; ayrıca genel sağlığınıza da katkıda bulunmuş olacaksınız.
Yapacağınız sporun ölçüsü ve miktarı önemlidir. Önceden bir spor yapmamışsanız spordan erken bezmemeniz için hafif ve kısa süreli alıştırmalarla başlamalısınız (5 dakika süren yürüyüşler gibi). Bedeninizin kondüsyonu arttıkça süreyi ve alıştırmanın şiddetini arttırabilirsiniz. Dayanıklılığı (aerobik kapasite) geliştirmeye yarayan spor türleri (örn. canlı yürüyüşler jogging yüzme bisiklet) yapabileceğiniz gibi anaerobik kapasitenizi arttıracak alıştırmalar da (esnetme ve kuvvet alıştırmaları) yapabilirsiniz. Aerobik kapasitesine yönelik çalışmalarda hedeflenen ve arzu edilen alıştırma süresi seans başına 30-45 dakikadır ve hafta 3-5 seanstır. Kuvvet ve esnetme çalışmalarına ise haftada 2-3 kez yer verilebilir.
Depresyon nedeniyle başlangıçta siz kendinizde bir şey yapmaya güç bulamayabilirsiniz. Ancak diğer tıbbi tedaviniz sürdükçe enerjiniz artacak. ve spora daha sıkı sarılacaksınız. Özellikle spor türü seçerken sevebileceğiniz ve size zorluklar yaratmadan uygulayabileceğiniz spor türlerini seçiniz. Böylece bu etkinlikleri sürdürmeniz daha da kolay olacaktır. Örneğin; öğle arasında yemekten sonra 30 dakikalık yürüyüş yapmanız size sabah erkenden kalkıp spor yapmanızdan daha kolay gelecektir. Bu nedenle spor etkinliğinizi sürekli kılmak için işinizi zorlaştırmayın!
Spor yaparken kendinize işkence etmeyin ve mümkün oldukça bundan zevk almaya bakın! Örneğin insanlarla beraber spor yapın jimnastik salonlarında başka insanlarla buluşun ve sosyal yaşantınızı zenginleştirmeye bakın. Mümkün oldukça açık havada spor yapın! Doğanın içinde kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve ışık da mizacınızı düzeltecektir. Ayrıca etrafınızda daha olumlu bir hava yaratın. İşyerinde trafikte ya da spor yaparken müzik dinleyin çevre gürültülerinden ve stresten sakının!
Spora başlamadan önce sağlık kontrolünden geçin. Özellikle erkek yaşınız 40’ın üzerinde ise risk düzeyine uygun olarak bir kalp muayenesinden geçmeniz uygun olur. Bulunduğunuz kentte bir spor hekimliği merkezi varsa orada kendinize bir alıştırma reçetesi hazırlatmanız sizi olası sağlık sorunlarından koruyacaktır.
Not: Özellikle ağır depresyonlarda ilaç ya da psikoterapi etkisini gösterene kadar spor ertelenmelidir

Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Hakan Yaman
Süleyman Demirel Üniv. Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı
Devamını Okumak için Tıklayın

Sürmenaj nedir? neden olur?Sürmenaj belirtileri,tedavisi

Sürmenaj hastalığı belirtileri,tedavisi,Sürmenaj nasıl geçer?
Çok çalışan insanlarda ve özellikle erkeklerde görülen bir çeşit zihin yorgunluğu, sinir zayıflamasına verilen isime sürmenaj denir. Dersleri oldukça yüklü olan ve sürekli çalışmak zorunda kalan lise ve üniversite öğrencilerinde, öğretmenlerde, yoğun hesap ve muhasebe işleriyle uğraşanlarda daha sık görülmektedir.
Meydana geliş mekanizması tam olarak bilinmemekte ve çeşitli fikirler ileri sürülmektedir. Bunlardan birisi de beyindeki sinir hücrelerinin biyokimyasal elemanlardan fakir kalması görüşüdür. Sürmenajlı kişilerde, ruhsal ve bedensel yorgunluk, bıkkınlık, isteksizlik, dikkati toparlayamama, sağlıklı düşünememe hali, bâzı organlara ait şikayetler söz konusudur. Konuşmak, kitap okumak bile kişiye zor gelir.

Hastalar uyuyamamaktan şikayet ederler. Bu yüzden uyku ilâçlarını sürekli olarak kullanırlar. Hastalarda baş ağrısı da çok görülen şikâyetlerdendir. Unutkanlık, dalgınlık vardır. Neşesiz ve mutsuz bir görünümleri ve karamsar bir hâlleri görülür.

Tedavide en önemli husus, kişiyi yoran ve zihnini meşgul eden hususlardan onu uzaklaştırmaktır. Bunun için deniz kıyısında veya bir dağ köyünde bir müddet tâtile gitmesi tavsiye edilir. Telkinin de faydası vardır. Mâneviyâtı kuvvetli olan şahıslarda bu gibi rahatsızlıklar pek görülmemektedir. Namaz kılmanın ve Kur’ân-ı kerîm okumanın karamsarlığı giderici, sıkıntıyı önleyici tesirleri vardır.
Sürmenaj

“Unutkan dalgın oldum, okuduğumu anlayamıyorum, dikkatimi veremiyorum, beynim durdu, konuşurken kelime bulmakta zorlanıyorum, gözüm satırlarda aklım başka yerde, daha önce 1-2 defada anladığım şeyi şimdi 4-5 defada anlıyorum, TV haberlerini bile izleyemez oldum” gibi yakınmalar düşünen, okuyan insanlarda zaman zaman önemli sorun olur.

Özellikle 20-40 yaş arası genç insanlarda iş verimini, hayat başarısını önemli derecede etkiler. Yöneticiyseniz doğru ve çabuk karar vermeniz gerekiyorsa bu sizin için hayati önem taşımaktadır.

Başarılı bir işkadını biliyorum yurt dışına gitmek üzereyken pasaportunu bulamamış ve büyük kayba uğramıştı.

Özellikle ailesinde ileri yaşta hafıza kaybı, Alzheimer gibi bir hastalığı olan kimse unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğünden çok yakınıyorsa mutlaka profesyonel yardım almalıdır. Çünkü ileri yaş hafıza kayıpları erken tanı ile durdurulabiliyor. Hücre yenileyici ilaçlar, antioksidan beslenme tarzı ve beynin stres salgılarını azaltma ile yaşam kalitesi düzeldiği gibi sağlıklı bir yaşlılık için zemin hazırlanacaktır.

Genç ve orta yaşlarda yaşanan bellek bozuklukları genelde örtülü bir depresyonun bulgusudur. Depresyonun 8 ana belirtisinden bir tanesi de düşünceyi yoğunlaştırma bozukluğudur. Bazı tür depresyonlarda bu işlev daha çok bozulur. Tıpta “Kognitif disfonksiyon” olarak tanımlanan bu durum öğrenciler, yöneticiler, iş adamları için işlevselliğin kaybolması anlamına gelir.

Depresyonun diğer bulguları çok belirgin değilken anlama, kavrama, dikkat bozuklukları yoğunsa Depresyonu maskeli bir şekilde yaşıyorsunuz demektir.

BEYİN KİMYASALLARI


Stres ve depresyon beyindeki biyolojik süreçlerle ilgili durumlardır.

Ruhsal gerilim anında beyin stres hormonları salgılar. Stres hormonları salgıları uzun süre devam ederse beyindeki hücreler arası enerji transferi bozulur.

İnsan beyni birbirleri ile haberleşen milyarlarca hücreden oluşur. Hücreler arası bilgi akışı kimyasal ve elektriksel ileti akışı ile gerçekleşir.

İşte stres hormonları beyindeki bu bilgi akışını bozar, uzun sürdüğünde beyin “ısınmış motor” gibi zorlanmaya başlar.

Sürmenaj Olmamak İçin:


Öncelikle beyin organımıza saygı göstermemiz gerekir. Evimize aldığımız aletin, bilgisayarın, çamaşır makinesinin kullanma talimatı vardır. Bu talimata uyan kimsenin cihazı daha az arıza yapar daha uzun ömürlü olur.

İster beynimiz ister diğer organlarımız olsun hepsi bir cihazdır. Onları bilinçli ve sağlıklı kullanmalıyız.

Beynimizi sağlıklı kullanmanın birinci şartı stresi kontrol edebilmeyi başarmaktır. Stressiz hayat olmaz. Yaşadığınız stresi ve bunalımı hayatınızda kazanım haline dönüştürebilirsiniz. Basit bir yöntem. Sorun odaklı değil çözüm odaklı düşünmeyi başarmaktır.

Beynimizin iyi çalışması için diğer kural doğru beslenmektir. Antioksidan hücre yenileyici gıdalara ağırlık vermek çok önemlidir. C ve E vitamini bol gıdalar. Meyve ve sebze. E vitamini doğal olarak zeytin ve zeytin yağında çok bulunur.

Ölçülü yaşayan, doğru beslenen mutlu yaşam felsefesi edinen insan beynini garantiye almış demektir.

Sümenaj olduysanız mutlaka profesyonel yardım almalısınız. Çözümü kolaydır. Önceleri yıllarca süren tedaviler şimdi çok hızlı bir şekilde yapılabiliyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Devamını Okumak için Tıklayın

4/06/2011

Stresi azatmanın yolları,stresi bastırmanın yolları

Gevşeme teknikleri, strese karşı verdiğimiz olumsuz yanıtları azaltarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmamıza yardımcı oluyor. Bu teknikler stres yönetiminin temeli sayılabilir. Şunu hemen belirtelim ki, burada gevşemeyle kastettiğimiz bir hobiyle uğraşarak zihnimizi dinlendirmek değil. Gevşeme, öğrenildiğinde ve bilinçli şekilde uygulandığında hayatın vücut üzerindeki yüklerini azaltan bir rahatlama tekniği. Gevşeyerek stresle ilgili durumların etkisini hafifletmek, sağlığımız için inanılmaz yararlar sağlar. Vücudun ve ruhun gerildiği durumlarda gevşeyebilmenin önemini ve yolunu bilmelisiniz.
Gevşeme egzersizleri
* Kalp hızını normale döndürür
* Kan basıncını düşürür
* Solunum hızını yavaşlatır
* Oksijen gereksinimini azaltır
* Büyük kaslara kan akımını artırır
* Kas gerginliğinin azaltır.
Gevşeme teknikleri ayrıca genel sağlık durumunda da olumlu değişimlere yol açıyor:
* Baş ve sırt ağrısı gibi fiziksel semptomlarda azalma
* Öfke ve düş kırıklığı gibi duygusal yanıtlarda azalma
* Daha çok enerji
* Konsantrasyonda ve sorun çözme yeteneğinde artış
* Günlük aktivitelerde verimlilik
Gevşeme tekniklerini; doktorlardan, tamamlayıcı tıp uzmanlarından, eğitmenlerden ve psikotera- pistlerden öğrenmelisiniz. Kendi kendinize okuyarak öğrenceğiniz teknikler çoğu zaman uzmanının öğretip, uygulattığı kadar başarılı olamıyor.
Gevşeme tekniklerinin ortak noktası, dikkatinizi yatıştırıcı bir şeye odaklamak ve vücudunuzun daha çok farkına varmak. Bazıları nefese, bazıları hoş görüntülere, bazıları tek tek kas guruplarını gevşetmeye ve bazıları da çok daha değişik tekniklere odaklanır.
Hangi tekniği seçtiğiniz önemli değil. Önemli olan, seçtiğiniz tekniği düzenli olarak uygulamak. Gevşeme, stres durumunun kontrolden çıkmasını tamamıyla önleyebilir.
Pratik uzmanlaştırır
Gevşeme tekniklerinin birer beceri olduğunu hatırlayın. Her beceride olduğu gibi, gevşeme yeteneğiniz de uygulamayla birlikte artacaktır. Sabırlı olun. Stresin vücudunuzdaki olumsuz etkisini azaltmak için motivasyonunuzu koruyun ve hayatınızda daha büyük bir huzur duygusu yaşayın. Gevşeme tekniklerini uygulama konusunda geliştikçe, bunları otomatik olarak stresli durumlarda uygulamaya başlayıp, eskiden sizi rahatsız eden bir durumun aslında hiç sorun yapmaya değmediğini göreceksiniz.
Son olarak önemli bir noktaya değinmek gerek. Seyrek de olsa bazı kişiler gevşeme egzersizleri sırasında duygusal sıkıntı ve rahatsızlık hissedebilir. Eğer gevşeme egzersizleri sırasında duygusal sıkıntı yaşıyorsanız, egzersizi yapmayı durdurun ve bir uzmanla görüşün.
Devamını Okumak için Tıklayın

3/19/2011

Paranoya nedir? Paranoya belirtileri,Paranoyaklık nedir?

Paranoyaklık belirtileri,nasıl anlaşılır?Paranoya nedir? kimlerde olur? paranoyaklık kimlerde görülür?
Başlıca özelliği başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme örüntüsüdür. Genel toplumda yaygınlığı %0.5-2.5 arasındadır. Kronik şizofreni akrabalarında daha yaygındır. Strese tepki olarak çok kısa süren psikotik epizodlar yaşayabilirler (saatler süren). Şizofreni veya sanrısal bozukluğun öncesinde görülebilir.

Tanı:

DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme.

1. Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır.

2. Dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.

3. Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan başkalarına sır vermek istemez.

4. Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır.

5. Sürekli kin besler.

6. Karakterine ve itibarına saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ve karşı saldırıda bulunur.

7. Haksız yere eşinin sadakatsızlığı ile ilgili kuşkulara kapılır.

B. Şizofreninin, psikotik özellikler gösteren bir duygudurum bozukluğunun veya başka bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine.
Devamını Okumak için Tıklayın

Kişilik bozukluğu nedir?kişilik bozukluğu nasıl anlaşılır?

Kişilik bozukluğu belirtlileri,kişilik bozukluğu belirtileri nelerdir?

Kişilik bozuklukları,psikozda olduğu gibi bir hastalık sonucu ortaya çıkmazlar.Ancak gösterdikleri anomali ve sapmalar hem başkalarını hem de kendilerini şaşırtacak derecede gariptir.Kişilerin bu gibi davranış bozuklukları akıl hastalığına benzer özelliktedir.Kendilerine psikiyatrik tedavi uygulanması gerekebilir.Kişilik bozukluğu ile psikozu birbirinden ayırmak veya bu iki durumu sınıflandırmak için şöyle bir açıklama yapabiliriz:Bedeninde herhangi bir sakatlığı olan kişi biyolojik anlamda hasta değildir.Onun bedensel olarak anormal bir yapıya sahip olduğunu belirtiriz.Kişilik bozukluğu gösteren biri ise hasta olarak değil,anormal olarak gelişmiş kişi olarak sınıflandırılır.

Genetik oluşum,çocukluk çağlarında geçirilen herhangi bir ateşli hastalık,bir kaza sonucu yaralanma veya kötü beslenme gibi nedenlere bağlı olarak beynin kusurlu gelişmesi bazı kişilik bozukluklarının nedenidir.Bazı cinsiyet kromozomu anomalileri de toplum dışı davranışlara bağlanır.Örneğin cinsiyet kromozomları XXY faktörü içeren iri yapılı olan,saldırgan davranışlı ve normalin altında zekaya sahip bir erkek böyledir.Ancak kişilik bozukluklarının ortaya çıkmasında sosyal nedenleri de unutmamak gerekir.Çocukluk dönemlerinde çekilen yoksulluklar,aile içi kavgalar ve gerilimin yoğun olduğu ortamlar gibi nedenleri içeren çevresel faktörler verilebilecek örnekler arasındadır.

Kişilik bozuklukları türlerinden birisi toplum dışılıktır.Yaşantısının her alanında sürekli olarak toplum dışı ve suça yönelik davranışlar sergileyen bir kişi psikopat olarak adlandırılır.Bunların davranış bozukluklarında,bozukluğun kendini gösteriş biçimine ilişkin elde edeceğimiz somut veriler her zaman güvenilir unsurlar değildir,saptanmaları uzmanlık gerektirir.Bunlar,diyelim ki aşırı alkol alma sonucu çıkan rahatsızlıktan veya ruhsal çöküntü sonucu yapılan başvurular sırasında ruh hekimleri tarafından anlaşılır.Çoğu psikopatın aile çevresinin son derecede bozuk olduğunu söyleyebiliriz.

Aile çevresinin bozuk olduğunu gösteren olgulara örnek olarak anne veya babanın alkolik olmasını,anne-babanın boşanmasını veya erken ölmeleri gibi olayları sayabiliriz.
Psikopatlığın ilk belirtileri çocukluk döneminin sonunda veya ergenliğin başlangıcında görülür.Aşırı tedirginlik,disipline karşı direnme,kendisinden küçük çocuklar ile hayvanlara eziyet gibi davranışlar sık görülen örneklerdir.Okul ortamında dersleri başarısızdır.İş hayatına atıldıklarında verimli olamazlar,güvenilir kişi değillerdir.Bir işyerinde devamlı çalışamazlar.Eleştirilere katlanamazlar.Duygusal ilişkileri sürekli değildir.Dolayısı ile evlilik hayatları kısa sürer.Psikopatların birçoğu eninde sonunda bir suç işler.

Diğer bir kişilik bozukluğu gelişmemişliktir.Bunlara yetersiz kişiler de diyebiliriz.Hem beden olarak hem da zihin olarak güçleri düşüktür.Olayların gösterdiği değişiklikler karşısında gereken esnekliği gösteremezler.En ufak bir baskı görmeleri durumunda bile karşı koyma özellikleri yoktur.Daha çocukluk dönemlerinin başındayken hem sinirli hem de bağımlı davranışları vardır.İncelenince anne-babalarının ya çok koruyucu ya da çok katı ve itici oldukları anlaşılır.Yetersiz kişiler aşırı derecede utangaçdırlar.Toplumsal davranışları çekingendir.Bu özellikleri nedeniyle kaçınılmaz olarak bencil ve içe dönük olurlar.Zaten yaşamlarının geri kalan dönemleri yalnızlık ve kaygı dolu olur.
Devamını Okumak için Tıklayın
 
haberler

2013 Kadın Saç modelleri Erkek saç modelleri